Ankara booked.net
+19°C

12-10-2021
Rana İSLAM DEĞİRMENCİ

Rana İSLAM DEĞİRMENCİ

SEYRANIN USTASINA
rana@sonnoktahaber.com

-Ustamı ‘Seyran’da Gördüm-


Evet, on iki ekim gecesi çok yakınlarımdan birinin rahatsızlığı sebebi ile otobüste idim.
Biliyorum, Kahramanmaraş otobüsünde olmalıydım, Tuğ 1 ailesinin yanında. Ama Seyyahların yani
yürek yolcularının çilesi çoktur; ‘ben çileliyim, çile çektim’ demeden gittikleri, iradeleri dışında
gitmek zorunda oldukları yollar da… İşte o yüzdendir ki yüreğim Maraş için, Ali Haydar Tuğ
ağabeyim için sızlasa da yüreğime bir sızı daha sığdırarak tam aksi istikamette bir yolculuğu yerine
getirmek üzere yola revan oldum.


İşte tam da bu anlattığım yolculukta inleyen, sızılar içindeki yürek bana, beni derinden
titreterek ‘Sen Yolcusun!’ diye seslenmişti. Evet, yolcuyum ben! Amenna! Sadece ben mi? Bu yokluk
denizine gelen her insan yolcu. Nice yolcular gelip geçti bu diyarlardan. Kimi izi bıraktı, kimi de sesi.
Kiminin de izi, sesi ya olamadı ya da unutuldu. Fakat ne olursa olsun, hepimiz yolcuyuz işte. Ne kadar
yolculuğa, yolcu oluşa hazırlasak da kendimizi, çoğu zaman yoldaki her anı göğüsleyecek gücü
bulamayan yüreğimizle… Yine de her şeye rağmen yola iz bırakan aslan yüreklilerden ilhamla yürekli
ve vakur olmayı öğreneceğiz / öğrenmeliyiz.


16 Ekim sabahı “Yürek Kıraathanesi Sızlıyor” yazımı yazıp yayına girmesi için Maraş Ana
Haber epostasına attım. Gün içinde yazım yayınlandı ve bir de baktım ki günün sonunda -benim
haberimin olduğu saat 00.25 sıraları idi- şiirin Ak Saçlı Kartalı, yürekli olmanın, dili şahlandırmanın
önderlerinden Bahaeettin Karakoç vefat etmiş. Bütün ülkem, bütün sevenleri, bütün talebeleri, bütün
edebiyat, fikir ve kültür camiası, dünyanın yürekli insanları gibi ben de derinden sarsıldım. Her ne
kadar ‘Yolcuyuz’ desek de insan bu dünyadan ansızın ayrılmaya, ayrılışa hiçbir zaman hazırlıklı
olamıyor… (Belki de bize hangi demde olsa ansızınmış gibi geliyor bu ayrılış?)

 


Henüz Ali Haydar ağabeyimizin aramızdan ayrılışına alışamamışken bir de Ustam’ın /
Ustamız’ın ayrılışı… Çok zor, çok zor geldi bana… Bütün edebiyat dünyasının, şiirin, milletimizin,
Karakoç ailesinin başı sağolsun… Ama hepimizin başı dik olsun / olacak, bir Kartal (elbette ki bir
Tuğ) gibi. İki kocaman yüreğin kanatlanıp sonsuzluğa uçuşundan biz sevenlerinin dünyasında hiçbir
vakit doldurulamayacak koskocaman birer boşluk kalsa da o aslan yüreklerin bize dünya ve ahiret için
(hem kul hem de insan olabilmek adına) ‘vakur ve mert duruşlarıyla’, ‘yürekli çabalarıyla’ öğrettikleri
her şey, bizlere bitmez tükenmez bir hazine olarak kalacak ve yüreklerimizi iki cihan için daima
ısıtarak dipdiri tutacak.


İnsan hakikaten yolcu! Ne zaman konup ne zaman göçeceğini bilmiyor. Hatta yüreğinin ne
zaman, nasıl, niye dillendiğini de… Daha dün demişim ki (YÜREK KIRRATHANESİ SIZLIYOR
isimli yazımda):

 

“Hiç biter mi bir Şehir ile bir İnsan’ın vuslatı? Bu hanım, birkaç şiirini de ‘El Yüreği Tutunca’
ismi ile kondurmuştu gönüllerin tellerine yüreği titreyerek… Bir gün, hiç ummadığı bir vakit, hiç
hayal edemeyeceği bir sesle güçlendi… Ses, Şiirin Ak Saçlı Kartalı Bahaettin Karakoç’un sesinden
başka bir ses değildi? Diyordu ki şu yolcuya: ‘Şiire devam et, yüreğinden süzüldüğü sürece.’ Tabii o
eli öpülesi Ustanın şu biçareye yazdığı öğütler, destek ve ilham verici sözleri bu kadar da değil elbet.
O gani gönüllü Ustamı da anlatacak an gelir mutlak…”

 


Dedim de… Dedim de Hocam! Böyle ‘bir anda bizi bırak’ ya da ‘bizi yalnız koyduğun zaman
seni yazacağım’ demedim ki… Yürek kıraathanesi demek o kadar derin sızı taşımış ki dillenivermiş
büyük sermestlik içinde… Keşke, keşke şu an şu kalem bu sızıları yazmak için yazmasa… Ama yürek
işte! Kırılsa da yorulsa da sızlasa da susmuyor, susamıyor… Çünkü gönül, çünkü yürek bazen bir
başka yüreğe, en çok da Habibine, en çok da En Sevgiliye susuyor. Bu susayıştır ki insanı bir başka
insana, iki cihana aşina; insanlara, iki cihana da müptela kılıyor… Ölüm Allah’ın emri… Boynumuz


1 Ali Haydar Tuğ: Yazar-Editör-Gazeteci-Yayıncı-Mütefekkir.1959 Kahramanmaraş doğumludur. 11Ekim 2018 tarihinde memleketinde

 

vefat etti. ‘Edebiyat Yaprağı Dergisi’nin genel yayın yönetmenliğini yaptı, ‘Şehir Gazetesi’ni çıkardı. Şiir türünde yayınlanan tek kitabı:


‘Uzaktaki Karartı’(2015). Kahramanmaraş. (EDE YAY).

kıldan ince bu emire… Her birimiz vakti geldiğinde kuş misali uçup gideceğiz… Ağlayışımız, şu koca
yüreklere hasretimiz, acımız bu dünyalık ama mesuduz: ‘Habibimizi (Ustamızı, Ağabeyimizi)’ yüreği,
dili, aklı, gönlü ile tüm hayır hasenatı ile ‘En Sevgili’nin (onların En Çok Sevdiğinin) yanına
uğurladık… Şehirler ve insanların vuslata olan hasreti dinmese de Allah bizleri de Karakoç Ustamız
ve Tuğ Ağabeyimiz gibi insanlık vazifesini yapmış olmanın gönül huzuru ile gülerek ve sevinç içinde
‘asl’a, ‘vuslat’a eriştirsin. Ne saadet!


Sizlerle şiirin ak saçlı kartalıyla yüreğimin şu yeni, geçtiğimiz saatlerde tazeden
gerçekleştirdiği hasbıhali paylaşacağım izninizle:


“ ‘Keşke’ ne kadar da biçare kelime değil mi Hocam?”


Ama bunun yerine geçebilecek daha güçlü, daha serinkanlı kelime bulamadım ki. Hem de sen
de yoksun yanımda! Keşke...


Keşke, daha fazla hasbıhal etseydik sizinle. Keşke, birkaç kez düşündüğümüz ziyaretleri,
etkinlikleri yapabilseydik. Keşke, Kahramanmaraş'a -defalarca söylediğim ve telaffuz ettiğim her bir
an kadar- uçup da gelseydim yanınıza, sizinle olmak ve tedrisatı tam tamamlamak için. Keşke, daha
çok konuk olsaydınız fakirhanemize. Keşke oğlum, kızım, eşim ve elbette ki şu biçare Seyyah, daha
fazla dinleyebilseydi sizi... Keşke, o muazzam aklın ve yüreğin cesur ve samimi dilini, daha fazla
kaydedebilseydim.    


Hepsine keşke... Ama bir konuda talihliler kervanı içindeyim şükür... Sizi tanıdım, sizinle
hasbıhal ettim, sizinle yüreklerin titremesi ve samimiyeti -insanın biyolojik yaşına, insanın nefsine
takılmadan ve hatta esir olmadan, hür irade ile- dili, cesareti nedir bilerek, hissederek ‘anlar’ın
muhabbeti ve lütfuna nail oldum.., Neler neler dile gelmedi ki o nadide sohbetlerde... Sizinle şiirimin
hüviyetine, sizin samimi, çıkarsız, hesapsız yüreğinizin kudreti ve dillendirişi ile mert ve anlamlı ses
geldi, destek geldi, cesaret geldi…


Siz demeyeceğim daha fazla, hoş görün… Seni ‘Seyran’da görüp, ‘Hasret’te bulmuştum;
uçsuz bucaksız gökyüzünde uçan bir Beyaz Kartalı sonsuza dek bu ‘Dergâh’ta yani yüreğimde (dili
hiç susmayacak yüreğimde) yaşatacağım. Bana uçmayı öğrettin; yürek ve akıl diyarlarında- yüzlerce
talebene canı gönülden ve büyük gayretle, sabırla yaptığın gibi-.


Allah razı olsun, Allah seni ‘uçmak’ıyla mesrur etsin. Ellerinden öpüyorum Hocam
Bahaddedin Karakoç.


Bir de Hocam! Allah nasip ederse seni daha derinden anlatacağım günler de gelir... Kim bilir,
sözünü verdiğimiz eser de can bulur, ‘ol’ denilen bir demde... Biz sabrı sizden öğrendik... An gelince
susmayı, an gelince konuşmayı da...”


Şiir ve yürek dünyamızın başı sağolsun. Şehirlerin, şiirlerin, ‘ıhlamur çiçekleri’nin, insanların
hasreti hiç diner mi bilmiyorum ama duam odur ki Ustalardan ilham ile yüreğimizin titreyişi ve dili hiç
susmasın.


Ben, ustamı Seyran’da / seyranda gördüm…

 

(Not: 2018 Ekim’de 5 gün ara ile ‘Aağabey’imi ve ‘Usta’mı kaybettim. Kaybedişin ardından bu
yazıyı kaleme almıştım ve yayınlamıştım. Onlara olan vefa borcumu bir nebze de olsa ödemek için
yukarıdaki yazıyı ‘insanın Yazısı Edebiyat’ kitabıma da aldım ( Syf.30-31). Makalemde Ali Haydar
Tuğ Ağabeyimin künyesini özellikle muhafa ederek yazıyı yayınlıyorum. Her iki gani yüreğe tekrar
Allah’tan rahmet diliyorum.

 

 

Rana İSLAM DEĞİRMENCİ)

Bu makale 202 defa okunmuştur.
MAKALEYE YORUM YAZIN



FACEBOOK YORUM



gazete manşetleri 
ANKETİMİZE KATILIN

Türkiye'nin Son Durumu?

37.9%

20.7%

10.3%

31%


PUAN DURUMU

E-BÜLTEN ABONELİĞİ